Fenerbahçe'nin mevcut kadroda bulunan orta saha oyuncuları ; Mehmet Topal, Selçuk Şahin, Alper Potuk, Samuel Holmen, Cristian, Sezer Öztürk, Recep Niyaz, Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz, Raul Meireles, Caner Erkin, Stoch ve Salih Uçan.
19 Haziran 2013 Çarşamba
18 Haziran 2013 Salı
Cicinho ...
Adı Sivasspor ile birlikte anılıyor. Roberto Carlos bu tarz transferlerde markasını kullanacak gibi duruyor. Önümüzdeki günlerde bu transfer netleşir fakat Cicinho için Sivas biraz fazla bozkır kalabilir.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
Bizim Milli Takım!
Son 10 maç 2 galibiyet. Biri Andorra biri Estonya'ya karşı. Bu 10 maçta oynatılan 40'a yakın futbolcu. Aynı 11'i geçtim, benzer 11'lerle çıktığımız maç ben hatırlamıyorum maalesef. Sırf kalede bile 5 farklı isim var. Ben bugüne kadar hiçbir milli takımda 5 kaleci birden görmedim. Football Manager'de bile bugüne kadar böyle fantezi yapmamıştım ben.
U20 Dünya Kupası - A Grubu
Bugün biletlerim de geldiğine göre artık yavaş yavaş takımları tanımanın, moda girmenin zamanı gelmiş demektir.İlk olarak benimde İstanbul'da izleme şansı bulacağım A grubundan başlıyorum. Turnuvanın ölüm grubu kesinlikle bu. Ölüm grubu denilince 2 tane çok güçlü 1 iyi ve 1 zayıf takım olur genelde ama bu grupta zayıf takım yok. İspanya ve Fransa'nın ismine aldanıp kimse ilk 2 belli diye düşünmesin. Grubun arka planda kalan takımı Gana'nın 2009'un şampiyonu olduğunu hatırlatırsak ne demek istediğimi daha iyi anlayabiliriz.
Fransa turnuvaya çok iyi bir takımla geliyor bence. Birde Varane sakatlanmasa... Ama yinede Pogba, Yaya Sanogo ve Umtiti gibi şimdiden Avrupa futbolunun gündeminde olan isimlerle turnuvanın favorilerinden(Arjantin ve Brezilya turnuvada yokken bir çok favori takım telaffuz etmek mümkün tabi). İspanya ile de geçen seneden kalma bir hesapları var. Hemen hemen aynı kadrolarla katıldıkları U19 yarı finalinde normal süresi 3-3 biten maçta rakibine penaltılarla kaybetmişti Fransızlar. İspanya'da da merakla beklediğim isimler Gerard Deulofeu ve Jese Rodriguez.
Bu grup için tahmin yapmak bayağı bir zor. Zaten çoğu takım genel anlamda kapalı kutu. İlk maçlardan sonra azda olsa biraz şekillenir kafamızda takımlar. Üçüncü takımlarında çıkma ümidi taşıyacağı bu turnuvada A grubunda o 3 takımdan biri ABD olamaz. Diğer 3 takım ise her türlü sonuca açık bence.
Fransa turnuvaya çok iyi bir takımla geliyor bence. Birde Varane sakatlanmasa... Ama yinede Pogba, Yaya Sanogo ve Umtiti gibi şimdiden Avrupa futbolunun gündeminde olan isimlerle turnuvanın favorilerinden(Arjantin ve Brezilya turnuvada yokken bir çok favori takım telaffuz etmek mümkün tabi). İspanya ile de geçen seneden kalma bir hesapları var. Hemen hemen aynı kadrolarla katıldıkları U19 yarı finalinde normal süresi 3-3 biten maçta rakibine penaltılarla kaybetmişti Fransızlar. İspanya'da da merakla beklediğim isimler Gerard Deulofeu ve Jese Rodriguez.
Bu grup için tahmin yapmak bayağı bir zor. Zaten çoğu takım genel anlamda kapalı kutu. İlk maçlardan sonra azda olsa biraz şekillenir kafamızda takımlar. Üçüncü takımlarında çıkma ümidi taşıyacağı bu turnuvada A grubunda o 3 takımdan biri ABD olamaz. Diğer 3 takım ise her türlü sonuca açık bence.
26 Mayıs 2013 Pazar
Acı Ama Gerçek
- Destro'nun olması için daha 40 fırın ekmek yemesi lazım
- Totti bitmiş okeye dönüyor
- De Rossi kendine yazık ediyor Roma'da
- Lobont???
- Osvaldo neden yedek başlar şu takımda?
- Spalletti'yi özledim...
ASRoma - Lazio | İtalya Kupası Finali
Açıkçası yazacak çok şeyim yok bu derbiyle ilgili. 6 ay boyunca bir tek Seri A maçı izleyemedim Siirt'te. Bu maç benim açımdan da sahalara dönüş niteliği taşıyor. Roma açısından bu maç Lazio'ya göre çok daha önemli bence. Lazio zaten birkaç senedir Roma'dan daha başarılı bir şekilde ligde ve Avrupa'da devam ediyordu. Ancak Roma'nın artık yerden kalkıp bir sıçrama yapması gerekiyor ve bu sıçramanın başlangıcı kesinlikle bu maç. Zira bir sene daha Avrupa arenasında olamazsa Roma şu birkaç senedir planlanan "yeni Roma" yine kağıt üstünde kalacak.
Bu kupanın bir diğer önemiyse Roma'nın şampiyon olması halinde sonunda gümüş yıldızı alacak olması. Kupada Juve'yle beraber 9 şampiyonluğumuz var ve en çok kazanan olmak sadece bir maç ötede...
25 Mayıs 2013 Cumartesi
Roma Değişiyor
Iki logoyu yan yana koyup insanlara sorsak hangi logo yeni hangi logo eski diye, büyük çoğunluk şuankinin aksi olanını söylerler. Kendi adıma hiç beğenmedim. Ancak yeni sahip DiBenedetto nun önderliğinde gerceklestirilen Roma'yi markalastirma calismalarinda faydali olabilir. Logodan
20 Mayıs 2013 Pazartesi
Avrupa'da GS-FB Rekabeti
09/10 sezonundaki 1 puanlık farkı da saymazsak son 4 senedeki Avrupa puanları iki takımında noktası virgülüne aynı. Ondan önceki senelerde genelde biri başarılı olduğunda diğeri değil Mart ayını yeni yılı bile göremez olurdu. Tabii 10/11 ve 11/12 sezonu şu tabloda ayrıca bir utanç nedeni ama işin o noktasında değilim. Bu kadar zıt olup ta Avrupa'da bu kadar benzer tablo çizen başka ezeli rakipler yoktur herhalde. Bu tablodan çıkarabileceğimiz bir diğer kısa sonuçta önümüzdeki 2 senenin ne kadar kritik olduğu. Zira tek rakamlı puanlardan biri daha geldiğinde o 24'lerin hiçbir esprisi kalmayacak.
19 Mayıs 2013 Pazar
Kısa Bir Hikaye...
Bizim bir komşu vardı.Bir araba alacak diye yıllarca çalıştı didindi etti. Ama yetmiyordu,çalıp çırpmaya başladı. Daha fazla kazanmak için milletin hakkını yemeye başladı. En sonunda 10 yıl sonra bir tane Opel Astra aldı neyse ki. Sonra bende araba almaya karar verdim ve 2 sene içinde kapımın önüne Audi Q7'yi çektim. Çok şükür iyi kazanıyordum. Biraz da babam yardım etti aldım işte. Hal böyle olunca bizim bu komşu sağda solda atıp tutmuş. Nasıl olur da daha iyi bir arabayı daha kısa sürede alırmışım ben diye. Yetmezmiş gibi bir de kendi yaptığı hile hurdaları ben yapmışım gibi anlatmaya başlamış. Haram paraymış ta hırsızlık yapmışım da falan filan. Neyse ki beni bilen biliyor. Ben en iyisi kendimi değiştirmeden bu şekilde devam edeyim. Daha çok arabalar yatlar katlar alırım. Onlar da konuşsun konuşacaklarını...
Hikayemizi Türk futboluna uyarlayabilen ve uyarlaması zoruna giden herkese selam olsun...
Hikayemizi Türk futboluna uyarlayabilen ve uyarlaması zoruna giden herkese selam olsun...
Esas Askerlik Şimdi Başlıyor
Tabii ki bu klişe lafla devam etmeye başlamayacağım alessio26'ya. Ancak şu 2 gündür çok fazla duyduğumdan bunu etkisinde kalabilirim de. Şaka bir yana benim askerliğimin bitmesiyle beraber bugün sezon da bitti. Galatasaray'ın şampiyon olarak tamamladığı bu sezona dair yazılacak çizilecek hala çok şey var ama elimden geldiğince bunlara çok girmemeye çalışacağım burada. Zira kupayla taçlandırdığımız bir sezon sonrasında mutluluğumu gereksiz ve rakip takımların yaratmak istediği başka gündemlerle bozmak istemiyorum. Benim için de alessio26 için de bir milat kabul ediyorum bu yazıyı. Umarım hevesimi kaybetmeden ilk günlerdeki gibi devam ederim yazmaya.
"blog yazmak güzeldir!.."
6 Ekim 2012 Cumartesi
Sorun Takım
Muslera-Eboue: Kalede mükemmelden başka herhangi bir kelimeyle tanımlanamayacak bir kaleciye sahibiz Allah'a şükür ki. Yediğimiz golde de kanıtladı bunu. Evet yediğimiz golde. Erkan vurdu çıkardı ofsayttaki Nuhiu vurdu çıkardı gerilerden Tello(sanırım) gelip vurdu onu da çıkardı ki son pozisyonda kurtarma imkanı olsaydı kimse kurtaramaz bunu diye geçirmezdi bile aklından. Eboue de bana göre Muslera'dan sonra takımın tartışmasız en iyisi. Kademelere giriyor, hücuma çıkıyor, Rıdvan Dilmen tabiriyle: veriyor-alıyor. Yapması gerekeni yapıyor yani. Buraya kadar her şey güzel hoş fakat buradan sonrası için söylenecek olumlu söz neredeyse yokken olumsuzları yazmaya vakit yetmez.
Cris-Dany-Semih: Terim'in defanstan memnun olmadığını son beş maçın defans ikililerine bakarak çok rahat anlayabiliriz hepimiz. Cris'i oynatıyor ağır kalıyor, Dany tam bir saatli bomba, Semih ise Ujfaluji'sizlikten mi bilinmez ama geçen seneyi arattığı kesin. Hepsinin bir kusuru olsa da ben her hafta farklı defans ikilisi olmasına karşıyım. En azından bir tanesi belirlenmeli ve rotasyon maçları dışında kenarda beklememeli.
Riera: Akhisar maçındaki performansının göz boyamasıyla sol bekte Riera'yı izlemek zorunda kalıyoruz ki Riera sol bek değil, bu saatten sonra da olamaz bunu son iki maçta acı bir şekilde de olsa öğrendik, umarım ders de çıkarmışızdır da haftaya tekrar görmeyiz onu oralarda. Orta saha etrafında Hakan Balta'dan daha etkili olduğu ve daha etkili ortalar açtığı bir gerçek ama savunma içgüdüsü sıfır resmen. Braga maçında ikinci golde, soldan sıfıra inildiğinde havaya elini kaldırıp beklediği sırada arkasından gelen oyuncunun gol atışını daha hiçbirimiz unutmamışken bugün on metre ötesinde kaleye iki şut çekilmesine rağmen yerinden kıpırdamaması ve iki metre arkasından koşup gelen Tello'nun topa vurması da Riera'dan başka kimsenin suçu değil. Tello oraya koşabiliyorsa sen de koşacaksın, aksi düşünülemez.
Melo-Selçuk: Ne yazsam ne desem hiç bilmiyorum. Melo çok tatil yapmış olabilir ama bir insan 20 gün fazla tatil yaptı diye de Barış Özbek'in reenkarnasyonu olarak dönmez ki sahalara. Geçen seneden bu seneye taşıyabildiği tek şey orta sahadaki çalımları maalesef. Ne bir mücadele edip rakip hücuma çıkarken top kaptığı var ne de isabetli pasları. Bir tane isabetli pas atsa iki tane dağa taşa yolluyor benim aklım fikrim almıyor açıkçası. Üstelik geçen sene Melo'nun tek alternatifi olan Engin'i de malum aptallığından dolayı kullanamazken bu formsuzluğun yarattığı sorun neredeyse iki kat artıyor.
Selçuk'un bu durumu için de aklıma gelen tek sebep Melo'nun var gibi görünüp aslında sahada olmaması herhalde. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu adamın gerek geçen sene sezonun büyük kısmında gerek bu senenin başındaki Süper Kupa da tek başına takımı taşımışlığı var. Savunmaların özel önleminden de olabilir belki ama ben ciddi anlamda Selçuk'la bire bir oynayan Veli Kavlak dışında oyuncu da gördüğümü hatırlamıyorum. Bununla birlikte geride kalan 7 haftada hiç asist yapmamış olması da Selçuk'un durumunu açıklar herhalde. Selçuk'tan bahsediyoruz sonuçta.
Emre-Hamit-Amrabat: Sırayla gidecek olursak Emre, çalım atma, pas verme yeteneği üst düzey bir oyuncu orası kesin ama iş beynini kullanıp o çalımları nerede atacağına, pasları ne zaman vereceğine gelince adeta kanserli bir hücreye dönüşüyor. Sol açık pozisyonunda oynayıp bir kere orta yapmadan bitirilen maçlar, aynı oyuncuya beş kere atılan çalımlar ve ön direğe kısa kestiği kornerler maalesef bizleri kanser etmekten başka bir işe yaramıyor çoğu zaman.
Hamit'in de Emre gibi kanat oyuncusu olmama sorunu var. Saha dışında nasıldır bilmem ama saha içinde milli takımdan alıştığı saha liderliğine sahip olmaması onu en çok huzursuz eden şeymiş gibi görünüyor. Çabalıyor bir şeyler yapmak için fakat kimi zaman şanssızlıktan kimi zaman da "kötü transfer" etiketinin yavaş yavaş üstüne yapışmaya başlaması sebebiyle oluşan baskıdan bir yerlerde hata yapıyor. Yoksa 90+3te üç kişi orta beklerken o çekti şutu açıklamaya imkan yok.
Amrabat ise Kayseri'de alıştığı "takımın en yetenekli oyuncusu" kimliğinden kurtulabilmiş değil henüz. Yetenekli olmasına yetenekli ama bunu takım için kullanabilecek seviyede mental yapıda değil şu anda.
Burak-Umut-Elmander: Tek kelimeyle bu oyuncuların en önemli eksikliklerini yazacak olsam şu şekilde yazabilirim sanırım: bitiricilik, bitiricilik, bitiricilik. Daha sonrasında da Umut ve Elmander'in fiziksel olarak en üst seviyede olmamaları ve Burak'ın da pozisyon bilgisi ve pas yeteneğinin zayıf olması. Ama onun sorununa da bitiricilik yazmış olsam de Elmander-Umut ikilisinden daha üst seviyede bir golcü olduğu için banko oynayanın o olması mantıklı.
15 Ağustos 2012 Çarşamba
Karakter vs. Yetenek
Geçmişte, bugün ve gecekte sırf karakeri yüzünden yeteneğinin hak ettiği yerlerde olamayan/olamayacak onlarca futbolcu var futbol tarihinde. Hepinizin aklına gelir bir kaç isim. Tabi yetenekleri sınırlı olmasına rağmen mükemmel karakteriyle hem taraftarların hem de antrenörlerin değişmezi olan oyuncular da var ama bugün konumuz o değil.
Konumuz İbrahimoviç bugün. Şu an büyük ihtimalle dünya üzerindeki yeteneği ve karakteri arasındaki ters orantısı en yüksek olan oyuncu İbrahimoviç. Aynı zamanda da "saf forvet" olarak da neredeyse herkes tarafından en iyisi veya en iyi iki üç forvetten biri olarak gösteriliyor. Saf forvet dedim çünkü artık Messi ve Ronaldo da forvet olarak sayılıyor ama onların kariyer gelişimlerini hepimiz biliyoruz. Neyse İbrahimoviç'e dönecek olursak, onun açısından bu yetenek-karakter arasındaki açıklık daha iyi çünkü o kadar büyük yetenek ki çoğu kulüp onu takımına katabilmek için karakterini umursamadan dünyanın parasını verir ki beş senedir olan da bu.
Kısaca kariyerine bakacak olursak 99' da Malmö'yle başlayıp ardından sırasıyla; Ajax, Juventus, İnter, Barcelona, Milan ve şimdi de PSG için atıyor gollerini. İlk transferi 8 milyon € karşılığında Ajax'a, ikincisi 16 milyon € karşılığında Juventus'a, üçüncüsü Juvenin küme düşmesiyle birlikte 24 milyon €'ya İnter'e; dördüncüsü Samuel Eto'o + 46 milyon €(YUH!) karşılığında Barcelonaya; beşinci transfer ise Guardiola'yla da anlaşamadıktan sonra tekrar Serie A yolunu tutarken 24 milyon € bonservis bedeli ödeyen Milan'a oldu; son transferi ise geçtiğimiz günlerde kesin bi rakam olmasa da yine yaklaşık 35 milyon €'ya PSG'ye oldu.
13 senede yaptığı transferler bunlar. Bonservisine toplam 191 milyon dolar ödendiği söyleniyor. Tabi hepsi keş para değil ama olsun yine de tarihin en yüksek rakamı ona ait. 191 milyon çok büyük bir rakam ama başta da dediğim gibi yetenek o kadar yüksek olunca ve 2004ten bu yana sadece bu sezon Milan forması giyerken şampiyon olmamamış bir adamdan bahsediyoruz. 5 farklı takımla 8 kere üst üste şampiyonluk. İsveçli olmasından dolayı Dünya Kupası'nı kazanma ihtimali olmadığını düşünürsek tek eksiği Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Belki onu da ilk maçında iki gol atarak takımı ipten aldığı PSG'de kazanır kim bilir?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







